Prof.Dr. Erdal Tanas Karagöl: Yüksek faiz ezberi kırılmalı!

0
16.860 views

Geçen hafta FED tarafından alınan faiz artış kararı sonrasında 2018 yılında FED’in 3 faiz artışı gerçekleştirmesi bekleniyor.

Bu karar sonrasında Türkiye’de de yüksek faiz artış beklentileri bazı yüksek faiz sever iktisatçılar tarafından sürekli bir biçimde gündemde tutuluyor ve bu politikanın uygulanması için algı oluşturuyorlar.

Bence bu bir ezber ve bu ezberin değişmesi gerekiyor. Çünkü yüksek faiz kararı, karar vericiler açısından her ne kadar en kolay ve risksiz politika olarak görülse de ekonomiye maliyeti açısından ağır tahribat oluşturan ve ekonomi üzerindeki etkileri uzunca bir süre hissedilen bir politikadır.

Açık söylemek gerekirse yüksek faiz kararı, ekonomiyi boğan ve başta da yıllarca bizim gibi gelişmekte olan ülkeleri sürekli krizlerle kendisine başvurulmasını reçetesini yazan IMF gibi uluslararası finansal kuruluşlar tarafından da sıkça önerilen ve miadını doldurmuş kararlardır.

MERKEZ BANKASI’NIN YENİ YOL HARİTASI

Türkiye 2012 yılında zorunlu olarak tercih edilen düşük ekonomik büyümeden çıktı ve 2017 yılında artık yüksek büyüme performansı yakaladı. Perşembe günü açıklanacak büyüme verileriyle Türkiye’nin 2017 yılında yüksek ihtimalle yüzde 7’nin üzerinde bir büyüme gerçekleştirmesi bekleniyor.

Bu nedenle, yakalanmış olan bu büyüme trendinin devam ettirilmesi, özellikle de bu yüksek faiz artış konjonktüründe çok ama çok önemli. Çünkü bir ülkede ekonomik büyümenin gerçekleşmesi ne kadar zor ise büyümenin sürdürülebilirliği sağlamak da bir o kadar zordur.

Zaten yüksek olan faizlerin yatırımcı için büyük engel olduğu ve üreticilerin yatırımlar için ayıracağı sermayenin önemli bir kısmını faiz giderlerine ödediği malum. Bu kapsamda faiz oranlarında yaşanacak herhangi bir artışın önce yatırımların önünü kesmesi sonra da ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği konusunda risk oluşturması olası bir ihtimale dönüşüyor.

Ayrıca yüksek faizler, yatırımları engellemenin yanında üretilen malların maliyetinin artırması nedeniyle firmaların rekabet gücü açısından da sorun oluşturuyor..

Dolayısıyla yüksek faizlerin hem maliyetleri beslemesi hem de artan maliyetlerin enflasyonu artırması ve bu yüksek enflasyonun Merkez Bankası tarafından faiz için baz alınması, ekonomide var olan büyüme dinamiğini maalesef ortadan kaldırıyor.

En önemlisi de , tam da yüksek büyüme rakamlarının konuşulduğu, Türkiye’nin yüksek büyüme performansı yakaladığı ve yüksek gelirli ekonomiler içerisine girme çabalarının hızlandığı bu dönemlerde büyümenin yüksek faizlere boğdurulması çok yazık olacaktır.

Bu durumda haklı olarak şu soruları sormak gerekiyor;

FED’in faiz artışı sonrasında Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde sermaye çıkışı ve özellikle de kur hareketliliğinin olmaması için Merkez Bankası’nın yeni yol haritasında faiz artışı olacak mı?

Ya da kur hareketliliği sebebiyle oluşacak maliyet bazlı enflasyonu önlemek için uygulanan sıkı para politikası daha da sıkılaşacak mı?

Hem faizlerin artmaması hem de döviz talebinin azaltılması için alternatif politika ve enstrümanlar neler olmalıdır?

Bence bunlar Türkiye ekonomisinin sahip olduğu büyüme performansını sürdürebilmesi için tartışılması gereken en önemli sorulardan bir kaçı.

PİYASADA VAR OLAN YÜKSEK FAİZ EZBERİ BOZULMALI

Piyasada var olan yüksek faiz ezberinin bozulması gerekiyor. Ekonomide devam eden bu büyüme trendinin devamı için faizler dolayısıyla Merkez Bankasının alacağı kararlar ne kadar önemliyse ağırlıklı olarak mevduat üzerine kurulu bankacılık sistemimiz de bir o kadar önemli.

Mevduata bağlı bankacılık ve bu sistemdeki bankaların kullandırdığı ticari kredi vadelerinin 45 gün olması üzerinde durulması gereken en önemli bir sorun.

Bu yapıdaki bankacılık sisteminin yeniden gözden geçirilmesinin ve bu noktada yatırım ve kalkınma bankalarının bankacılık sistemimizin merkezine getirilmesinin zamanı geldi, hatta geçti bile.

Bu da faiz ezberini bitirecek önemli adımlardan birisi olacak.

 

 

Prof.Dr. Erdal Tanas Karagöl/YeniŞafak